Wednesday, 12 July 2017

Çözüme dokunduğumuz 10 günden notlar...

Esra Aygın

Geçtiğimiz hafta İsviçre’nin Crans-Montana kentinde adadaki iki taraf ve garantör devletler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın katılımı ile yeniden toplanan Kıbrıs Konferansı, Kıbrıs sorunun federal bir çerçevede çözülmesi adına tarihi bir fırsattı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs sorununun temel unsurları olarak belirlediği yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet, toprak, Türk-Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele, ve güvenlik ve garantilerde iki tarafça kabul edilemeyecek aşırı pozisyonları eleyerek oluşturduğu çerçeve içerisinde karşılıklı cesur adımlar atılabilseydi bugün çok farklı şeyleri konuşuyor olacaktık.

Diplomatik bir kaynağın dediği gibi, Kıbrıslılar Crans Montana’da çözüme dokundular. “Ancak çözüm parmaklarının arasından kayıp gitti.”

Konferansın sürdüğü 10 gün boyunca ve sonrasında görüştüğüm uluslararası diplomatik kaynaklara göre:

·      Türkiye, uluslararası toplumu, Crans-Montana’ya çözüm için geldiğine ve bunun için adım atmaya hazır olduğuna ikna etmiş durumda. Kıbrıslı Rum ve Yunan kaynaklar dahi, Türkiye’nin esneklik göstererek önemli adımlar attığını kabul ediyor. Genel görüş, Türkiye’nin konferans boyunca, Kıbrıs’ta ‘yenilmiş’ veya ‘Rum tarafı ne istediyse vermiş’ görünmemek kaydıyla tüm konuların çözüm bulunana kadar müzakere edilmesine ve bir anlaşmaya varmaya hazırlıklı olduğu yönünde.

·      Buna karşın, uluslararası toplum, 50 yıllık müzakere tarihinde hep direk olarak Türkiye ile masaya oturmayı talep etmiş olan ve Crans-Montana’da bunu başarmış olan Kıbrıs Rum tarafının, hem Kıbrıs’taki güvenlik ve garantiler yapısını değiştirmek hem de Kıbrıs sorununu çözmek için eline geçen bu fırsatı iyi değerlendiremediği görüşünde.

Türkiye, konferansın başladığı gün, çözümün ilk gününde önemli miktarda askerin çekilmesi ve geriye kalan askerlerin çekilmesinin federal Kıbrıs’ın işleyişine bağlı olarak takvimlendirilmesi önerisini getirdi ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin garanti altına alınması halinde güvenlik ve garantiler konusunda daha ileri öneriler getirebileceği mesajını verdi. Konferansın akıbetini belirleyecek akşam yemeğinden hemen önce ise Türkiye, Genel Sekreter’e sözlü olarak, tüm unsurlar üzerinde anlaşmaya varılmış nihai bir paket çerçevesinde Garanti Antlaşması ve tek yanlı müdahale hakkından federasyonun işlediğinin görülmesi ile vazgeçebileceğini ifade etti. Tek noktada kalacak İttifak Antlaşmaları’nda da yeri olan 650 askerin varlığının ise, üzerinde anlaşılacak bir süre sonra gözden mi geçirileceğine (review clause), yoksa askerin tamamıyla mı çekileceğine (sunset clause) Başbakanların gelip karar vermesini önerdi. Rum tarafı ise bu önerileri yazılı olarak talep etti ve bu olmadan Başbakanların gelmesine karşı çıktı. 

·      Müzakerelere yakın kaynaklar, yazıya dökülen önerilerin, kabul edilmeseler bile gelecekteki müzakereler için bir emsal oluşturduklarını, bu nedenle Türkiye’nin söz konusu önerileri yazılı vermekten kaçınmış olabileceğini vurguluyorlar.

·      Genel görüş, Türkiye’nin sözlü açılımında samimi olup olmadığının bilinemeyeceği, ancak Rum tarafının bunu test etme fırsatını kaçırdığı yönünde. Bu arada, Türk kaynaklar Türkiye'nin Crans Montana'da Genel Sekreter'e tek yanlı müdahale hakkından vazgaçebileceği mesajını verdiğini reddediyorlar. 

·      Anastasiadis’in konferans boyunca yakın çalışma arkadaşları tarafından baskı altına alındığı ve yönetim ve güç paylaşımında Kıbrıs Türk tarafına çok fazla taviz vermekle suçlandığı belirtiliyor. Anastasiadis’in sıklıkla ‘yalnız ve ürkmüş’ bir görüntü çizdiği ise konferansın uluslararası katılımcılarının ortak görüşü.

Konferansta sunduğu ilk önerilerde dönüşümlü başkanlık nosyonuna karşı olduğunu belirterek Genel Sekreter’in çizdiği çerçevenin dışında kalan Kıbrıs Rum tarafı, Genel Sekreter’in gelmesine bir gün kala hazırladığı yeni önerilerde dönüşümlü başkanlığı, tek listeden olması kaydıyla kabul etti, Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele başlığı altında daimi ikamette Türk ve Yunan vatandaşları arasında 1/4 oranını teklif etti ve güvenlik ve garantiler başlığı altında öteden beri ortaya koyduğu ve Türk ve Yunan askerlerini dışarıda tutan uluslararası polis gücünde 1/3 oranında Türk ve Yunan askerleri olmasını önerdi.

·      Kıbrıs Rum tarafının söz konusu önerileri, Türk tarafınca tatmin edici bulunmasa da, uluslararası diplomatik kaynaklar, bu önerileri, bugüne kadar ‘kabul edilmez’ olarak nitelenen dönüşümlü başkanlık ve Türk-Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamelenin ilk kez kamuoyuna açık ve resmi olarak kabul edilmiş olması açısından önemli buluyor.

·      6 Temmuz Perşembe günü kendi deyimi ile ‘karar anı’ için Crans Montana’ya gelen BM Genel Sekreteri için kırılma noktası, Türkiye’nin garantiler ve müdahale hakkından vazgeçmeye ve askeri tamamen çekmeye hazır olduğu sinyaline karşın Rum tarafının bunu yazılı almakta ısrar etmesi ve Kıbrıslı Türklerin talebine yakın dönüşümlü başkanlık önerisini çözümün 1. gününde 0 asker 0 garanti şartına bağlaması oldu.

Genel sekreter yaklaşık 5 saat süren yemekte tarafların pozisyonlarının uzlaştırılabilir olmadığına karar verdi ve sabaha karşı düzenlediği basın toplantısında konferansın başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladı.

Başarısızlığın ana sorun güvenlik ve garantiler gibi görünse de, taraflar buna bağlı olarak dönüşümlü başkanlık, mülkiyette duygusal bağ, haritanın son hali ve Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamelede de ortak bir noktada buluşamadı.

BM ne yapacak

BM’nin bu konferansı, Kıbrıs çözüm sürecine hem zaman, hem para hem de insan kaynağı açısından yatırım yapmaya devam edip etmeyeceğine karar vermek için temel alacağı en başta açık şekilde ortaya konmuştu. Yeterli istek ve iradenin görülmemesi durumunda BM’nin konferansı 3-4 günden fazla uzatmayacağı da gelen net mesajlar arasındaydı.

BM’ye yakın diplomatik bir kaynak ”Hiçbir yere varmayan müzakereler çerçevesinde aynı konuları tekrar tekrar konuşmak artık BM için bile mantıksız,” diye konuştu.

Kaynağa göre, bundan sonra BM’nin sürece dahil olabilmesi için tek yol, iki liderin Genel Sekreter’den taraflarla yaptığı görüşmeler çerçevesinde açıkta kalan temel unsurlarla ilgili çözüm önerilerini taraflara sunmasını talep etmesi. Ancak bugünkü şartlarda bu pek olası görünmüyor...


Monday, 10 July 2017

The will and courage to move forward for Cyprus


Esra Aygin

I had to write this piece without knowing what the outcome of the most critical ninth day of the Cyprus conference in Crans-Montana would be. I wrote it with full awareness however, that, regardless of the outcome, this day would mark a defining moment in the 50+ years of efforts to solve the Cyprus problem.

It is indeed “the moment of truth” as UN Secretary-General Antonio Guterres said on his arrival to Crans-Montana yesterday for the second time in a week. We will either unite Cyprus now or let it drift into permanent division.

Over the last nine days, the Turkish Cypriot and Greek Cypriot leaders have largely narrowed their differences on the essential elements of the problem – governance and power, sharing, property, territory, security and guarantees and the equivalent treatment of Turkish and Greece nationals. They have taken strong steps towards each other and have been able to take the discussions on a federal solution to the Cyprus problem to an unprecedented level. They know almost exactly how a final settlement will look like. All that is needed now is courage and will on the part of Mustafa Akinci and Nicos Anastasiades to take that final step and make history.

A bi-zonal, bi-communal federation based on the political equality of Turkish Cypriots and Greek Cypriots may not be the ideal solution for many. But it is the only mutually acceptable solution for the two communities and therefore, the only way forward towards peace in Cyprus. A united, federal Cyprus, whereby democratic principles, human rights and fundamental freedoms are safeguarded, will be stronger, safer and wealthier. The other choice is the continuation and worsening of the status quo, conditions of ceasefire, and increased uncertainty, instability and tensions.

“The important thing is to correctly assess what is possible and what is not possible under the given conditions,” wrote Professor Niyazi Kizilyurek earlier this week in a column that carried the title: “The Best Solution is the Most Possible Solution. “Rejecting ‘the most possible’ with the assertion of ‘rightfulness’ has resulted in many failures in the political arena,” he highlighted. “This is why political actors should take into account the given conditions and the balance of powers rather than chasing universal or ethical rightfulness… At the basis of the Cyprus disagreement lie the wrong and unrealistic calculations by political actors. A unity (federation) based on the equality of two communities is the most realistic possibility under the given conditions. Trying to water this down… or distorting it, is being unaware of the recent history of Cyprus or the current conditions.”


I hope that realism and reason will win over shortsighted political agendas or fears half a century on. I hope that we will seize this last opportunity to unite Cyprus, and embrace a united island with all its citizens. I hope that we will refuse to hold our future hostage to our past. And I hope we will give our children the chance to improve a united Cyprus in the future according to the conditions of their times, rather than burdening them with the division of generations long-gone.